PAYLAŞ

Hiçbir maçımızın sevincini doyasıya yaşamadık. Maç içerisinde ya da sonra mutlaka bir sorun çıkıyordu. Ama en çok da 23 Mart’ta yaşananlar (İbra olmama) hepimizin ağırına gitti. İnsanlar bizi eleştirebilir. Bizden hoşlanmayabilir. İstifanızı da isteyebilir. Ancak bu yapılan muamele planlı idi, organizeydi.

Şampiyonluk yolunda rakiplerimizin ölümüne mücadele ettiği herkesin malumu… Saha içerisindeki mücadeleye her zaman saygı duyuyorum. Galatasaray’ın saha dışında olmadığını da tüm Türkiye, Başakşehir maçında izlemiştir sanırım.

Hiçbir maçımızın sevincini doyasıya yaşamadık. Maç içerisinde ya da maçtan sonra mutlaka bir sorun çıkıyordu. Üstesinden gelmek gereken ve hiç beklemediğimiz sorunlar çıkıyordu.

Ama en çok da 23 Mart’ta yaşananlar hepimizin ağrına gitti. (Genel kurulda ibra edilmemek)

Şok yaşadık

Bütün arkadaşlar çok çalıştı. Abdurrahim Bey, Yusuf Bey… Perde önünde olanlar, olmayanlar. Çok arkadaşımız var. Onlar için üzüldüm.

Sadece ben değil, hepimiz rüyamızda da Galatasaray’ı yaşayan insanlarız. İnsanoğlu et-kemikten yapılma ve duygusal sinir sistemi var. Ağrına gitmek fiili. Bu kelimeyi çok aradım. Bu kelime çok önemli. Ağrımıza gitti.

İnsanlar bizi eleştirebilir. Bizden hoşlanmayabilir. İstifanızı da isteyebilir. Ancak bu yapılan muamele planlı idi. Organizeydi. Bütün Türkiye izledi. Çok ağırımıza gitti.

Bu ağrımıza gitme hafif bile kalır. Ağıra gitme insan dostlarına küser, üzülür. Biz tam tersine şok yaşadık.

Ateşten gömlek

Şampiyonluğa yürüdüğümüz son hafta, yani geçen hafta 9 üyemiz tarafından mahkemeye verildik. Mahkemenin amacı, tedbir kararının kaldırılması. Yani bir ay içinde seçime gidin ve Mustafa Cengiz yönetimi olmadan. Yani 44 kişinin yer almadığı bir seçim… Bizim olmadığımız bir seçime gitmemizi 9 üye, hem de şampiyonluğa giderken istedi.

Biz ateşten gömleği taraftarın desteğiyle giydik. Bize oy verenlerin desteğini görmezsek çekiliriz. 2 bin 525 kişiye biz sorumluyuz. Ben veya yönetimim onlara ihanet edip kaçıp gitmeyiz. Ağrımıza gitti ama çekip gitmeyiz. Biz sonuna kadar mücadele ederiz, bu istenmediğimiz yerde duracağımız anlamına da gelmez. Seçim konusu kesinlikle gerektiği anda yapılır, bu bir süre. Galatasaray’ın bir kredibilitesi var, sponsorları var. Seçim süreci Galatasaray’ın maddi gelirleri açısından sağlıklı bir süreç değil.

O mahkemeye verenler, bizim illa gitmemizi isteyenler… Niye bizden bu kadar rahatsızlar? Onu da çok merak ediyoruz. Bize oy verenlerin, taraftarın desteğini görmezsek elbette çekiliriz, çekilirim. Bazı şeyler ağrımıza gitse de bize destek verenlere ihanet edip çekip gitmeyeceğim. Sonuna kadar mücadele edeceğim. Arkadaşlarım da bu mücadeleye hazırlar.

İsviçre saati gibi

Biz devletten geldik ve puzzle çözmeliyiz. Galatasaray’da her şeyi yerli yerine oturtmalıyız. Bunun için epey daha zaman var. Biz şu anda Galatasaray’ın sorunlarının yüzde 10’una ulaştığımızı zannetmiyoruz. Bütün sistemi oturtmalıyız. İsviçre saati gibi tıkır tıkır işleyen bir sistem yapmalıyız.

Bütün alımlar, satımlar, sistemler, girişler, personel yönetimi, futbolcu alımı… Baktığınızda böyle tıkır tıkır işleyen bir saat görmelisiniz.

Bursa maçının yeri ayrıdır

Akhisar maçında o son dakikada gelen gol… Çok özeldi. Mitroglou bazı şansızlıklar yaşadı belki sezon içinde ama çok önemli bir gol attı o maçta… O gol bu sezonun en özel gollerinden biriydi.

Son dakika golleri hep şampiyonluğun habercisi derler. Galiba öyle bir hisse kapıldık Akhisar maçıyla beraber. Ancak benim için Bursa maçının yeri de ayrıdır. Bursa maçındaki geri dönüş kolay kolay yapılabilecek bir geri dönüş değildi. O maçta şampiyonluğu ne kadar çok istediğimizi bir kez daha anladım.

İkinci yarı hiç yenilmeyen, zor deplasmanlarda sadece berabere kalan bir görüntü sergiledik. Elbette bu tabloda devre arasında yapılan transferlerin rolü de fazlaydı. Örneğin savunmada Luyindama ile Marcao’nun uyumu. Bu konuda teknik kadromuzun, scout ekibimizin hakkını teslim etmeliyim.

Erzurum ve Konya dönüşlerinde takımın karşılanmasını da unutamam. Taraftar o zor zamanlarda takımı yalnız bırakmadı. Futbolcular da çok etkilendi. En azından bu duyguyu yaşamayan, aramıza yeni katılanlar. Yoksa Galatasaray taraftarı hep zor günde takımının yanında olmuştur. Hoca ilk günden beri istedi. Asla pes etmedi.

‘Taraftar-üye bizim için aynı’

Eleştirildiğim noktalardan biri de, Fenerbahçe ile oynayacağımız maç öncesi taraftarımızı uğurlamaya gitmem… Bunun nesi eleştirildi anlamadım. O taraftar arasında 400 genel kurul üyesinin olduğunu bilirler miydi? Sanmam

Bir tarafta şampiyonluk maçları oynanırken, diğer taraftan ise içeride bir mücadele içerisinde olduğumuzu söylemiştik ya, devam edelim.

Eleştiriler olacaktı. Ama son Divan Kurulu’nda eski bir yöneticinin ifadeleri hoş değildi. 17 spor müdürünün olduğu bir ortam için “Baldırı çıplak” ifadesi kabul edilemezdi.

Yine o gün eleştirildiğim noktalardan biri de, Fenerbahçe ile oynayacağımız maç öncesi taraftarımızı uğurlamaya gitmem… Bunun nesi eleştirildi anlamadım. O taraftar arasında 400 genel kurul üyesinin olduğunu bilirler miydi?

Sanmam. Evet o gün o taraftarların önemli bir kısmı yine genel kurul üyemizdi. Gerçi taraftar, üye bizim için aynı. Ancak bu da bilinmeli…

O gün güvenlik nedeniyle stadımızda toplanmıştı taraftarlar. Ben ve yönetici arkadaşlarım maça gitmek için hazırlık yapıyorduk. Odada oturuyorduk. İçinde çok sayıda genel kurul üyemizin bulunduğu bir grup gelerek. “Başkanım biz Kadıköy’e gidiyoruz. Şampiyonluk yolunda önemli bir viraj. Üstelik yıllardır süren kazanamama durumumuz var. Biz gidiyoruz ve sizden stada gidecek taraftara yukarıdan (stadın üst tarafı) bir selam vermenizi isteriz” dediler.

Her şeyde hayır var

Garipsemedim değil bu durumu. Üstten el sallayarak uğurlamak doğru bir hareket olamazdı. Hem saygısızlık hem de ayıp olurdu. Biz siyasi gibi davranamayız.

Hem ortada bir gerilim de var. Bizim onu kırmamız da lazım. Taraftar bir bayrama, şölene gider gibi gitmesi gerekir. Her şeyde bir hayır var. Tabii ki Fenerbahçe’yi Kadıköy’de yenmeyi çok isterdim. Ben de herkes kadar isterim 7-0, 8-0 kazanmayı. Ama bir şeyler oluyorsa ki bunu sadece dinsel açıdan değil, determinist açıdan da baksanız bir şey olması gerektiği için oluyordur. Bu hayra yorulur.

Biraz mütevekkil olmak lazım. Bizde o tevekkül var galiba biraz. Bizde Abdurrahim çok heyecanlıdır. Yusuf da öyle. Ben de öyleydim ama artık değilim. Mecbur buz gibi durmak zorundayız maçlarda. Yusuf öyle değil ama…

Başakşehir maçında ikinci golden sonra o tutamadı kendini gitti, havalara zıpladı. Ben soğuk duruyormuşum! Yanımda kalmak istemedi. Sevinmek, bağırmak istedi galiba.

5-6 tane Çakır çıkmalı

Bütün sezon hakemleri eleştirdik. Eleştirmenin göbeğine düşüp, meşhur Kulüpler Birliği meselesinin de bir tarafı olduk. Bunları yeniden tartışmanın pek faydası yok.

Ancak Cüneyt Çakır’ın yurtdışı kalitesinde en az 5-6 tane daha hakem çıkarmamız gerekiyor. Bunun da genç hakemlerden olacağına inanıyoruz.

Bazı hakemlerin de miadını doldurduğuna inanıyoruz. Galatasaray lehine ve aleyhine hatalar oldu. Bana göre lehine yapılan hatalar aleyhine yapılan hataların çeyreği kadar. Kimine göre daha farklı olabilir.

Bizim tuttuğumuz kayıtlar tersini gösteriyor. Ben isim verdiğimde üç seferde toplam 150 gün ceza yedim. Herkes neyin ne olduğunu görüyor. Herkes kendi onuru ve gururuyla kenara çekilmesini de bilmeli. Bunu hem yöneticiler için hem de hakemler adına söylüyorum.

Ceza cürme eşit olmalı

Hep ne söylüyoruz, ceza cürme eşit olmalı… Rize’de aşırı tepkili başkana 11 gün ceza verilmiş. Ona daha fazla ceza verilsin demiyorum kesinlikle ama kıyas yaptığınızda ben anlayamıyorum. Toplumdaki adalet duygusunu zedelememelisiniz. Eskiler buna toplumsal vicdan der.

Biz kurulların objektif, adil, taraftarlık kisvesinden uzak, konusuna hakim yasaları uygulayan insanlardan kurulmasını istiyoruz. Benim ceza almamın sebeplerinden biri VAR kayıtları açıklansın demem, diğeri Federasyon istifa etsin demem. Bu olmaz. Bizim demokratik bir takım taleplerimiz yerine gelse de gelmese de, toplum ceza ile sindiriliyorsa bu yanlış bir yoldur. Biz bu yola girmeyen, objektif herkese eşit mesafede bulunan, hiçbir kulüp ve kişiyi kollamayan kurullar istiyoruz.

Borç kağıdıyla uyandık!

Şampiyonluk sabahı eski futbolcumuz Koray Günter’in ödemeleri ile uyandık. 450 bin euro ödeme yapılması gerekiyormuş. İbra olmadığımızın ertesinde de 75 milyon lira ödeme yapmasak bugün Avrupa’ya gidemeyecektik.

Şampiyonluk elbette güzel… Ancak şampiyonluk sabahı eski futbolcumuz Koray Günter’in ödemeleri ile uyandık. 450 bin euro ödeme yapılması gerekiyormuş.

Koraylar, Tarıklar alınmış ödemeler zamanında yapılmamış. Bazı takımlar, hatta ezeli rakiplerimizde de var. Boş kağıda imzalatmalar… Biz imzalatamadık. Tarık imzalamadı. Ver senedi, çek verelim dedik yine de kabul ettiremedik. 1 hafta sonrası için bile bunu kabul ettiremedik.

Maicon imzalamıyor. Eren Derdiyok imzalamıyor. Hepsine paralarını ödedik.

Bazı Türk futbolculara rötarlar oldu. Ama yabancılara kabul ettirme şansınız yok. 60 günü asla geçirmiyorlar. İşte durum bu…

İbra olmadığımızın ertesinde de yine üzerimize düşeni yaptık. 75 milyon lira ödeme yapmamız gerekiyordu. O parayı bulmasam, borçsuzluk kağıtlarını almasak bugün Avrupa’ya gidemeyecektik.

Bu ödemeler ile aynı zamanda takımın motivasyonu da sağlandı. Şampiyonluğa giderken konsantrasyonların bozulmasına izin vermedik. Çok ciddi kefaletlerin altına girildi. (Milliyet)

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here